Sorulduğunda pek öyle söylemeseler
de, küçük ya da büyük, bir çok yatırımcı için
esas olan fiyat hareketleridir. Her gün, her saat
borsanın neden yükselip, neden düştüğüne dair
haber bombardımanına tutuluruz. Buradaki mantık
fiyatların, ekonomi ve şirketler ile ilgili gelmiş
ve gelmekte olan haberlerin bir sonucu olduğudur.
Haberlerin borsa üzerindeki etkileri çok derin
bir konu, buna şu anda burada girmeyeceğim.(1)
Benim odaklanmak istediğim bu çok mantıklı önermenin
tam tersi; fiyatların daha bağımsız hareket ettiği
ve haberlerin bulunulan fiyat seviyesini rasyonelize
etmekte kullanıldığı…
Yatırımcılar bazen o kadar uçuk hikayelere inanırlar
ve para yatırırlar ki bunun hiç bir mantıklı açıklaması
yoktur. Bilimsel adıyla Ponzi süreçleri, daha
bilinir adıyla saadet zincirleri bu aşırılıklara
çok güzel örnekler oluşturur. Akla ilk gelen bu
zincirlerin düzenli borsalar dışında gelişen dolandırıcılık
çeteleri olduğu olabilir. Doğrudur fakat unutulmamalıdır
ki ikisinde de bir yatırımcı olgusu vardır. Ortada
yatırımcı olmadan ne borsa olur, ne de saadet
zinciri! Bu sebeple yatırımcıların saadet zincirlerinde
yaşadıkları, borsalarda da zaman zaman yaşanan
çılgınlıklara örnek olabilir.
Bazen fiyatlar çok kısa zamanda o kadar çılgınca
yükselebilir ki yatırımcıların bütün beklentilerini
ezer geçer, bütün analistleri yanıltır. Borsaya
önce çekimser yaklaşanlar bile fiyatlar arttıkça
fiyatlara daha çok güvenmeye başlarlar ve bir
süre sonra bu güven hisse senetlerinin temsil
ettiği şirketleri ve bu şirketlerin satışlarını,
kazançlarını falan unutturur. Tek bir gerçek vardır:
fiyat artışı! Tabii ki bu yalın gerçek çıplak
haliyle kabul edilemez ve ulaşılan seviye bir
takım gerçekleşmiş veya beklenen haberle rasyonelize
edilir.
Her ne kadar yakın geçmişteki fiyat hareketleri
hep yükselişi desteklemişse de yatırımcının kafasında
bir yerlerde bunun sonsuza kadar böyle süremeyeceği
fikri vardır. Bir noktadan sonra hisselere talep
kesilecek ve yeni talebin gelmemesiyle de yükseliş
sonlanacaktır. Ama herkes son seansına kadar para
kazanmaya devam etmek ister ve bu sebeple de kendisine
gönül rahatlığıyla inanabileceği mantıklı açıklamalar
bulur. “Zaten son bir ayda gelişen olaylar
ülkenin yeni bir çağa girdiğini göstermektedir
ve bunun da ispatı üçe katlamış borsadır.” Tercümesi;
kendi kendini gerçekleştiren kehanet. Böyle bir
durumda yapılabilecek belki de en mantıklı yatırımcı
davranışı durumun bir aşırılık olup olmadığının
tesbitini yapmaktır. Eğer bir aşırılık yaşanıyorsa
ve yatırımcı da bunun bir parçası olup para kazanmak
istiyorsa, her türlü mantıklı açıklama ve haberlere kulaklarını
tıkayıp tamamen önceden belirlenmiş mekanik alım-satım
stratejileri uygulamalıdır.
Borsayı bir kenara bırakıp Ponzi süreçlerine
bakarsak, katılımcıların paralarının herhangi
bir gerçek varlığa yatırılmadığını veya belki
küçük bir bölümünün yatırıldığını görürüz. Bunun
yerine zinciri yönetenler ilk yatırımcılara ikinci
grup yatırımcıdan aldığı para ile, ikincilere
üçüncü gruptan aldıkları ile ödeme yapar ve bu
böyle sürüp gider. Sürecin sağlıklı işleyebilmesi
için halka halka büyüyen süslü başarı hikayelerine
ihtiyaç vardır. Özellikle ilk grupta yer alanların
nasıl zenginledikleri kulaktan kulağa anlatılır
ve potansiyel yatırımcılara “neden ben de kazanmayayım?”
duygusu yaşatılır. Yeni yatırımcılar gelmeye devam
ettikçe zincir sürer ancak yatırımcı sayısı sonsuza
kadar artamayacağına göre bu süreç bir yerde tıkanacak
ve zincir kopacaktır. Böyle basitçe özetlenince
sanki kimse kanıp bu kadar mantıksız bir işe para
yatırmaz gibi geliyor.
Ekonomi tarihinde muhtemelen çok daha eskileri
olmakla birlikte saadet zincirleri Charles Ponzi
tarafından literatüre sokulmuş. 1920’de ABD’de
Charles Ponzi isimli bir genç “girişimci” yedi
ay gibi kısa bir süre içinde 10.000 yatırımcıyı
kendisine bağlamış ve 10 milyon USD değerinde
senet imzalatmış. Ponzi yatırımcılarına posta
pullarını kullanarak bir arbitraj kârı elde ettiğinden
bahsediyormuş. Aslında ortada olmayan bu kârlar
insanları cezbetmiş ve borsacı deyimiyle “operasyon”
çok kısa sürede sonuçlanmış.
Ponzi süreçleri içinde en etkileyici olan hikaye
ulaştığı büyüklük ve koskoca bir toplumu etkilemesiyle
96-97 yıllarında Arnavutluk’ta yaşananlardır.(2)
Yedi adet saadet zinciri 1,2 milyar USD toplamış
ki bu Arnavutluk’un o yılki GSMH’sının %50’sine
eşit bir rakam! Bu zincirler öyle bir çılgınlık
halini almış ki 1996 yerel seçimlerinde partiler
saadet zincirlerini destekleyerek oylarını artırmaya
çalışmışlar. Tabi ki sonuç felaket olmuş, 1997’de
zincirler koptuğu zaman büyük bir halk ayaklanması
başlamış, insanlar bankaları yağmalamış, binaları
ateşe vermiş, çıkan olaylara müdahale etmek zorunda
kalan ordu silah kullanmış, hükümet devrilmiştir.
Arnavutluk’ta yaşanan olayın etkileyiciliği basit
bir dolandırıcılık olarak başlayan saadet zincirinin,
bir ülkenin bankacılık sistemini çökertecek büyüklüğe
ulaşıp, koskoca bir halkın ekonomik kaderini etkileyebilmesidir.
İnsanlar bireysel olarak irrasyonel kararlar alabilirler
ancak ekonomik kararlarda bu büyüklükte bir toplumsal
yanılgı herhalde çok zor açıklanabilir.
Aslında akıl almaz derecede aptalca görünen Arnavutluk’taki
olayın büyüklüğü, sermaye yatırımı yapan insanların
son derece basit bir duygusuna işaret ediyor.
İnsanlar, çevrelerinde sadece para yatırarak “yatırımcı”
olan sıradan insanların önemli paralar kazandığını
görmekten çok etkileniyor ve hiç düşünmeden bu
süreçlere ortak olmak istiyorlar. Tıpkı çevrede
pek çok kişinin borsadan çok para kazanmış olmasının
yatırımcının hisse senedi alma isteğini fiyatların
genel yüksek seviyesinden bağımsız olarak etkilemesi
gibi…
Bütün Ponzi süreçlerinin ortak bir noktası da
ilk yatırımcının sürece güvenmemesi nedeniyle
küçük paralar yatırmasıdır. Ne zaman ki bu süreçten
büyük paralar kazanan “birileri” ortalıkta dolaşmaya
başlar, yatırımcıların da güveni yükselir ve süreç
dev halkalarla büyür. Borsada da bazen inanılmaz
ucuz seviyelere düşmüş hisse senetleri çok iyi
yatırım hikayeleri sunmalarına rağmen alıcı bulamazken
fiyatların hareketlenmesi ile birlikte yatırımcının
gözbebeği olur ve fiyat aşırılıklarına sahne olurlar.
Tabii ki her saadet zinciri gibi benzer sürece
giren hisselerin de yatırımcıya yaşatacağı son
aynıdır. Dikkatlice bakarsak borsa jargonunda
nacizhane bir yeri olan “operasyon” kelimesinin
aslinda saadet zincirleri yerine kullanıldığını
fark ederiz. Bir çok hisse senedine yatırımcı
çekmek için hissede operasyon yapıldığı tüyoları
saçılır. Bu durumda yatırımcıya açık açık hisseleri
toplayan bir grubun, ki bu ponzi süreçlerindeki
ilk halkalar oluyor, hisse senedinin fiyatını
uçuk noktalara götüreceği vaad edilir. Yatırımcı
bile bile zincirin koptuğu son halka olma riskini
alır. Hiç de mantıklı davranmaz ve bir kumar oynar.
Muhtemelen saadet zincirine para yatıranlarla
aynı ruh halini paylaşmaktadır. Bahsedilen hisse
gerçekten kulağa hoş gelen yatırım hikayeleri
sunabilir. Ancak yatırımcı Charles Ponzi’nin hikayesinin
10.000 kişiye çok akıllıca geldiğini unutmamalı
ve daha da önemlisi aslında kendisinin operasyonun
bir parçası olduğunu fark etmelidir.
03.11.2002, Yenilevent
|