Profesyonel borsa çalışanlarının
yaşadığı önemli sıkıntılardan biri de yanılma
halidir. Bir takım analiz metodları kullanılarak,
hisse senetlerinin olması gereken değerler kağıt
üzerinde hesaplanır. Diğer taraftan bu hesapları
çok iyi yapan, çok iyi eğitimli borsacılar dahi
buldukları sonuçlara pek fazla inanmazlar. Esas
olan borsanın fiyat hareketi ve yatırımcılara
yaşattığı duygular olarak kalır. Tavsiye veren
borsa uzmanları da bizzat yatırımcılar kadar olmasa
da bu duyguları yaşarlar.
Bazı analistler fiyat hareketleri hakkında yanıldıklarını
göre göre kendi duygularına daha duyarlı hale
gelir ve uzun süre çok pahalı olduğunu iddia ettikleri
bir hisse %200 yükseldikten sonra biraz geriler
gerilemez hemen “al” deyiverirler. Bu kişiler
sürekli gerilemeden söz ederek yakın zamanda sıkça
yanıldıkları için tahminlerine değer verilmediğini
görmenin acısını yaşamışlardır. Bu acı onların
bir sonraki tavsiyesinin yönünü belirleyen ana
faktör olarak analizlerin yerini alır. Değiştirilen
tavsiyeler uygun analiz ve sözde kanıtlarla desteklenince
gönül rahatlığı da oluşur.
Görüşlerimizin bizi tatmin etmesi özsaygımızın
ve kimliğimizin bir parçasıdır. Değişen duygusal
ortamlar görüşlerimizde ya da görüşlerimizi ifade
edişimizde analizlerden bağımsız bir etki yaratacaktır.
Bu sebepledir ki bir çok analist hisse senetleri
hakkında yorum yaparken ucuz ya da pahalı dedikten
sonra hisse fiyatının bu durumdan bağımsız hareket
edebileceğini belirtir (!)
Araştırma analistleri açısından durum oldukça
zordur. Analistler, değerleme esnasında kullanılan
varsayımların çokluğunun ve metodların eksikliğinin
herkesten çok farkındadırlar. Onların şanssızlığı
piyasadaki bir çok yorumcudan farklı olarak yazılı
kanıt bırakmaları, yani rapor üretmeleridir. Ne
demişler; “söz uçar, yazı kalır”!
16.11.2002, Yeniköy
|